Parkinson hastalığında tedavi öncelikle ilaçlarla yapılır. Ancak
kullanılan çeşitli ilaçlardan yeterli yarar görülmediği takdirde,
özellikle bazı belirtiler için ve seçilmiş hastalarda cerrahi
yöntemlere başvurulabilir. Cerrahi girişim uygulanacak hastanın
genç veya orta yaşlarda olması, beyin görüntüleme tetkiklerinin
normal bulunması ve unutkanlığın olmaması gerekir. Bu şartlar
dikkate alınmazsa felç ya da bunama hali gibi bazen kalıcı olabilen
sorunlar doğabilir. Ameliyat kararını daima nörolog verir ve
hastayı beyin cerrahisi uzmanına (nöroşirürjiyen) sevk eder.
Beyin cerrahı ameliyat yöntemi hakkında karar verir ve uygular,
daha sonra hasta yine nöroloji uzmanının takibine girer.
Beyinde globus pallidus ve subtalamik çekirdek (nükleus)
adı verilen bölümlere yapılacak hücre yakma (ablasyon) ya
da pil (stimülasyon) girişimlerinden önce, doğru hedefi saptama
amacıyla, bölgedeki sinir hücrelerinin “ateşleme” hızlarını
belirlemek için mutlaka mikrokayıtlama yapılması gereklidir.
Aksi takdirde söz konusu yapılara çok yakın olan substansiya
nigra, görme siniri ya da başka bir yapıda istenilmeden hasar
oluşturulabilir. Yurdumuzda mikrokayıtlama donanıma sahip
merkezlerin sayısı pek azdır. Diğer yandan talamusa yapılacak
cerrahi girişimlerde mikrokayıtlama şart değildir.
Hücre yakma (ablasyon) ameliyatları
Talamotomi: Eskiden beri bilinen bu cerrahi girişimde, beyinde
“talamus” adı verilen bölgenin "ventral intermedius"
çekirdeğindeki hücrelere iğne elektrodla ulaşılarak (stereotaksi
yöntemi) hasar oluşturulması sonucu karşı taraf el veya ayaktaki
titreme önemli ölçüde düzelir. Bu girişim öncesinde baş üzerine
metal bir çember yerleştirilir ve bilgisayarlı tomografi veya
manyetik rezonans (MR) çekilerek hedeflenen bölgenin konumu
hesaplanır. Daha sonra hastanın saçlı derisine bölgesel anestezi
uygulanır ve kafatasında küçük bir giriş yeri açılır. Hasta
uyanık halde iken iğne elektrodla talamusun ilgili hücreleri
uyarılır ve hasar oluşturulur. O anda karşı taraf el veya
ayaktaki titremenin aniden ortadan kalkması hasta için çok
sevindirici bir durumdur. Bu cerrahi girişimde titreme ani
olarak düzelir ve % 80-85 oranında tekrarlamaz. Bu girişim
tremor dışında karşı beden yarısındaki kas sertliğini, hareket
yavaşlığını ve bazen de denge bozukluğunu düzeltir. Ancak
bu tedavi yöntemi Parkinson hastalığının tüm belirtilerini
gidermediği gibi, hastalığın ilerlemesini de önlememektedir.
Hastalığı yeni başlamış olan genç ve orta yaştaki hastalarda
sonuçlar çok daha iyidir. Titremesi ilaçlarla düzeltilemeyen,
ya da yan etkilerinden dolayı ilaç kullanamayan hastalarda
talamotomi uygundur. Talamotomi girişimi Parkinson hastalığı
dışında diğer nedenlere bağlı titreme ya da diğer istemsiz
hareketlerin düzeltilmesinde de yarar sağlar.
Hasta seçimi uygun yapıldığı takdirde bu cerrahi girişimin
önemli bir yan etkisi yoktur. Bazı olgularda geçici konuşma
bozukluğu, alt yüz yarısı kaslarında güçsüzlük, dudak veya
elde uyuşmalar, nadiren dalgınlık hali olabilmektedir. Özellikle
yüksek tansiyon, diyabet, kalp hastalığı, damar sertliği veya
genel sağlığı bozacak başka hastalığı olanlarda yan etkiler
daha sıktır. Ayrıca, iki yanlı yapılan ameliyatlar, kalıcı
konuşma bozukluğu, yutma güçlüğü ya da tek taraflı kol ve
bacakta kuvvetsizlik gibi sorunlar yaratabildiği için önerilmez.
Pallidotomi: Beyinde talamus komşuluğundaki “globus pallidus”
adı verilen çekirdeğin iç bölümüne stereotaksi yöntemiyle
hasar oluşturarak yapılır. Bu girişim sonucunda, hastaların
çoğunda karşı beden yarısında titreme, kas sertliği, hareket
yavaşlığı ve en önemlisi levodopaya bağlı “iyi” ve “kötü”
dönemlerin birbirini izlediği dalgalı seyir ve istemsiz hareketler
büyük ölçüde düzelmektedir. Bazı hastalarda hareket yavaşlığının
her iki beden yarısında düzeldiği de gözlenmektedir. Bu cerrahi
uygulama bir kısım hastada yürüme ve konuşma bozukluklarına
da olumlu etki göstermektedir.
Pil (stimülasyon) ameliyatları
Son yıllarda geliştirilmiş olan ve yurdumuzda da uygulanan
bu pahalı yöntem, ellerdeki titremeyi durdurma amacıyla uygulanır.
Talamotomide ve palidotomide olduğu gibi ilgili beyin bölgelerine
stereotaksi yöntemi ile girilerek küçük bir elektrod yerleştirilir.
Aynı gün veya 1 hafta sonra hastaya genel anestezi verilerek,
beyindeki elektrodun kablo uzantısı köprücük kemiğinin biraz
aşağısında cilt altına yerleştirilen “uyarıcı alete” (stimülatör)
bağlanır. Sürekli olarak yüksek frekanslı uyarı verilir. Ameliyatı
yapan beyin cerrahı bir kaç hafta içinde, beynin hedef hücrelerine
yüksek frekanslı akım verecek şekilde stimülatörün frekansını
ayarlar. Piller yaklaşık 5 yıl süreyle kullanılır.
Talamik ve pallidal stimülasyonda endikasyonlar ablasyon
tekniğindeki ile aynıdır. Stimülasyon ameliyatlarının ablasyon
girişimlerine göre avantajları, hedef yapılarda lezyon oluşturmadığı
için reversibl olması (istenildiği zaman elektrodun çıkarılabilmesi)
ve risk oluşturmadan bilateral uygulanılabilmesidir. Çok nadir
olarak geçici dizartri, paresteziler, infeksiyon veya minör
hemorajiler gibi yan etkiler görülebilmektedir.
Subtalamik nükleus stimülasyonu: Son yıllarda geliştirilen
ve deneyimler arttıkça en başarılı bölge olduğu anlaşılan
subtalamik nükleus uygulamalarında hareket yavaşlığı, levodopanın
kullanımına bağlı motor komplikasyonlar kadar titreme de düzelmektedir.
Bu gözlemlere dayanarak, yalnızca titremenin düzelmesini sağlayan
talamik girişimler giderek terkedilmektedir.
Hücre nakli (transplantasyon) ameliyatları
Son yıllarda Parkinson hastalığının cerrahi tedavisinde yeni
bir yaklaşım, dopamin sentez edebilen hücrelerin striyatuma
naklidir. Dopamin hücreleri böbreküstü bezlerinde de bulunmaktadır.
Bu nedenle hastanın kendi böbrek üstü bezlerindeki bu hücrelerin
kendi beynine nakli denenmiş, ancak hücreler uzun süre yaşamamıştır.
İnsan cenininin dopamin içeren beyin hücreleri hastaların
striyatumuna nakledildiğinde nispeten daha uzun süre canlı
kalmışlardır. Fakat aynı anda 8 haftadan küçük 4 ceninin gerekli
olması, doku reddi gelişme olasılığına karşı sürekli bağışıklık
sistemini baskılayıcı ilaç kullanma zorunluluğu ve çözümlenememiş
etik sorunlar nedeniyle yaygınlaşmamış bir cerrahi yöntemdir.
Başka nedenlerden vefat etmiş bir hastanın yapılan otopsisinde
ekilmiş olan hücrelerin iki yıl sonra hala yaşadıkları gösterilmiştir.
Bu ameliyatlarda cenin dokusunun, sinir hücrelerinin yaşamlarını
sürdürmesi ve hücreler arası yeni bağlantılar oluşturmaları
için gerekli olan “trofik faktörleri” serbestleştirdiği sanılmaktadır.
Henüz araştırma safhasındaki yeni tedaviler
Gen tedavileri
Gelecekte Parkinson hastalığı tedaisinde umut vaad eden, ancak
henüz deneysel düzeyde olan ve üzerlerinde çalışılan iki tip
yöntem vardır:
1. Hastanın bağ dokusu hücreleri
olan fibroblastlarının laboratuarda değişikliğe uğratılarak
tekrar hastaya nakledildiği gen tedavisi: Bu hipoteze göre,
Parkinson hastasının bağ doku hücreleri olan fibroblastları
laboratuar ortamında, kalıtsal bilgiyi taşıyan yapı olan DNA'ları
değişikliğe uğratılarak, dopamin yapımında rol alan tirozin
hidroksilaz enzimini sentez edecek hücrelere dönüştürülür.
Daha sonra, değişikliğe uğratılmış bu hücreler stereotaksik
yöntemle hastanın striyatum bölgesine ekilir ve yaşadıkları
sürece dopamin üretirler. Maymunlarda bu hücrelerin 4 ay canlı
ve işlevsel kalabildiği gösterilmiştir.
2. Hasta bedeninde gen nakli:
Teoriye göre dopamin sentezini kodlayan izole DNA parçası
lentivirüslerin genetik koduna eklenir ve Parkinson hastasına
bu virüsler bulaştırılır. Lentivirüsler hastalığa yol açmaksızın
kendilerini tüm sinir hücrelerinin DNA'sına ekleyebilirler.
Dopamin sentezini sağlayacak biçimde şekillenmiş bu virüslerin
hastalık belirtilerini ortadan kaldıracağı umulmaktadır. Bu
konudaki araştırmalar sürmektedir.
PARKİNSON HASTALIĞI TEDAVİSİNİN
ÖZETİ
Aşağıdaki şemada genel olarak Parkinson hastalarının yaşlarına
ve hastalığın şiddetine (evre) göre önerilen tedavi yaklaşımları
özetlenmiştir:
Erken evredeki Parkinson hastalarında tedavi
Genç / Orta yaş
• Dopamin agonistleri
• Antikolinerjikler
• Amantadin
• Selegilin
• Cerrahi tedavi
İleri yaş
• Levodopa (düşük doz)
• Dopamin agonistleri
İleri evredeki Parkinson hastalarında tedavi
Genç/orta yaş
• Levodopa
• Dopamin agonistleri
(yüksek doz)
• Levodopa komplikasyonlarının
tedavisi
• Aralıklı ya da sürekli
apomorfin pompası
• Cerrahi tedavi
• Fizyoterapi, egzersizler
İleri yaş
• Levodopa
• Dopamin agonistleri
• Levodopa komplikasyonlarının
tedavisi
• Fizytoterapi, egzersizler
PARKİNSONİZME YOL AÇAN VE PARKİNSON
HASTALIĞINDA BELİRTİLERİ ŞİDDETLENDİREN İLAÇLAR
Bazı ilaçlar sağlıklı kişilerde parkinsonizme yol açabileceği
gibi, Parkinson hastalarında mevcut olan belirtileri de şiddetlendirebilmektedir.
İlaçların yol açtığı parkinsonizm tabloları genellikle sorumlu
olan ilacın kesilmesini takiben tedrici olarak bir-iki haftada
düzelmekle birlikte, çok seyrek olarak Sefal® örneğinde olduğu
gibi, ilaç kesilmesine karşın parkinsonizm belirtilerinin
1 yıl kadar uzun sürdüğü gözlenmiştir. Bu tür ilaçları doktoru
önermediği sürece Parkinson hastalarının kullanmamaları uygun
olur.
Şizofreni gibi akıl hastalıklarının tedavisinde kullanılan
klasik nöroleptikler, beyinde dopaminin diğer hücrelere mesaj
göndermek üzere bağlanması gerektiği reseptör denilen bağlantı
yerlerine tutarak, dopaminin bağlanmasını engellerler ve sonuçta
parkinsonizme yol açarlar. Bu ilaçların önemli bir bölümü
aşağıda sıralanmıştır: haloperidol (Norodol®), klorpromazin
(Largactil®), trifluoroperazin (Stilizan®), tioridazin (Melleril®),
flufenazin (Proliksin®). Öte yandan bulantı-kusmayı önlemek
amacıyla kullanılan metoklopramid (Metpamid), proklorperazin
(Emedur®), atipik nöroleptiklerden risperidon (Risperdal®),
başağrısı ve başdönmesi tedavisinde kullanılan sinnarizin
(Sefal®) ve flunarizin (Sibelium®) ile hipertansiyon tedavisinde
nadiren kullanılan rezerpin (Regreton®) ve metildopa (Aldomet®)
parkinsonizme yol açabilen veya Parkinson hastalarında belirtileri
şiddetlendiren ilaçlardandır.
.

|